26.12.2016

Unutulacak Şeyler


İlk bakışta portakal turuncusu rengiyle soğuk algınlığınıza iyi gelecekmiş gibi hissettiren bu kitap, bitişini ip ile çektiğimiz 2016 yılının kasım ayında çıktı. Resimde gördüğünüz ayraç her kitapta bulunuyor. Evet, kitabın adı kapağında yazmıyor. Tasarımda Apple kafası yaşayan o birileri her kim ise renk seçimlerinde inanılmaz başarılı.  İzninizle bir takım tahminlerde bulunmak istiyorum; sonraki kitap mavinin şeker bir tonu olacak. Adı üstünde yazacak! "Şeyler" kelimesi kitap adında yer almayacak. Neyse, şimdi eldekilere dönelim. Unutulacak şeyler, Sinan Canan'ın Tuti Kitap ile çıkardığı Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler ve Değişen Beynim adlı kitaplardan sonra üçüncü kitabı oldu. Çok da güzel oldu, hadi içine bakalım. Zira kitapların vitaminleri kabuğunda olmaz.

İçindekiler kısmı bizi alıştığımız bir tasnif ile karşılıyor. Kitap üç ana başlıkta toplanıyor; Halimiz, Fabrika Ayarlarımız ve Ayrıntıdan Bütüne. 

İlk bölüm o kadar sağlam ki, hani düşüncelere dalarken aklımızdan akan manaları yakalayamaz da yaklaşıklarını yazarız ya hafızamıza. Sonra da birilerine anlatırken bağlantılar kaybolur, mana uçar gider. Konuyu netleştirmemizi engelleyen o görünmez zorlukla mücadele ederken dilimize sık sık "hani", "işte" kelimeleri dolaşır. İşte Sinan Canan böyle konularda kalemini keskinleştirmiş. Hoca alelade bir anlatım kullanmıyor, sen diyor. Okuyucuyu karşısına alıyor, gözlerinin içine baka baka SEN diyor. Sen düşünmezsen, işe el vermezsen düze çıkamayız. Zor olanı seçmezsen, kolaya kaçarsan başaramayız. Başkalarına değil kendine inanmadıkça doğru yolu aydınlatamayız. Uyuyanları uyandıracak sorular barındıran bu bölümün bir benzeri ile karşılaşmamış kişiler hiç bilmediği yollara girmiş yolcular gibi afallar, tedirgin olur. Ya da yine kolaya kaçarlar, "hadi oradan" der geçerler.

İkinci bölüm; Fabrika Ayarlarımız. Bu bölümde Sinan Canan, okuyucusuna bir tıp profesörü olduğunu hissettiriyor. Değinilen konular şöyle; beynimizi susturabilmek, uyum zekası, canlılık kavramı, ayarlarımız hakkında bilgiler(özellikle sağ ve sol ellilik üzerine), dijital dünya ile sarmalanmış insanın hali, bitkisel tedaviler ve toplumda tartışmalı olsa da kitapta bilimsel verilere dayanarak incelenmiş temiz bir eşcinsellik konusu. Belki sözde unutmayacağımız fakat "şeylere" bakış açımızı seçerken ne yazık ki uğramayacağımız bilgiler.

Son bölüm; Ayrıntıdan Bütüne. Sinan Canan'ın bir klasiğidir bu sıralama. Önce insan zihnine denemelerle başlar kitap. Sonra o zihne maddi ilimler ile yaklaşılır. Son bölümde ise hoca zihninde kıvılcımlar oluşturan konulara değinir. Ayrıntıdan Bütüne'de insan algısı, morfik alanlar ile doğal biçimler ve boyutlar hakkında yazılar bulunmakta. Bu bölüm biraz kafa yakabiliyor, beyninizi güç koruma modundan yüksek performans moduna almanız tavsiyemdir. 



Umarım yazdıklarınız kelebek etkisi yaratır, herkes kendi faydasını bu özden çeker. Umarım ki üretkenliğiniz artarak devam eder, sonraki eser için gereken zamanı sabırsızlığa galip edersiniz. Dilerim ki bu kitabın sonraki basımında 125. sayfadaki "Borca" kelimesi hatasını anlayıp diz çöker, tövbe ister. 


Bir Başucu Kitabı





Anahtar Kelimeler

Unutulacak Şeyler kitabı
Unutulacak Şeyler Sinan Canan
Unutulacak Şeyler özet
Unutulacak Şeyler yorum
Sinan Canan kitapları

1.12.2016

Özgünlüğün Kaynağı Nedir?

Hatırlarsınız, çocukken farklı bir ortama girdiğimizde veya yeni bir şey deneyeceğimizde ne yapacağımızı bilemeyiz. Böyle durumlarda ailemiz endişelenme, millet ne yapıyorsa sende onu yaparsın der ve içimize su serperdi. Artık yaşadığımız yerde o kadar çok gözleme sahibiz ki nerede ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı biliyoruz. Fakat bu bilgiyi başkalarını gözlemleyerek edindiysek kendi fikirlerimiz hiç mi yok? Bizim için yeni olan her şey de, ne yapacağımızı örneklerden öğreniyoruz. Acaba biz birer taklitler derlemesi miyiz?
Yeni bir şeyi başkasından öğrenmek, yeniden icat etmekten çok daha kolaydır. Hatta bu düşünce "tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok" şeklinde deyimleşmiştir. Fakat hayatta karşımıza öyle engeller çıkar ki, öyle yollar çizmemiz gerekir ki bunları bizim keşfetmemiz lazım gelir. Bir emsali yoktur. Varsa da bize uymaz. Bu engelleri geçememek, yolları aşamamak işten bile değildir. Çünkü örnekleri taklit ettiğimizde başarısız oluruz. Bize uyan bir örnek bulamayız. Bize, yani özümüze. Neyin sorun çıkardığını, neyi değiştirmek gerektiğini tespit etmeliyizdir.  Kimse özümüzü tanımaz. Bu yüzden kimse doğru yolu da gösteremez. Artık soru soracak kimse kalmamıştır. Örnekler bize uymadığında ya da problemi çözebilen bulunmadığında, işte özünüze danışmak için bir fırsat. Sahi ya, nasıl halledeceğinizi bilmiyordunuz. Başkaları bilseydi sizde öğrenirdiniz. Geriye tek seçenek kaldı, ya sorun hallolmayacak ya da siz halledeceksiniz. İşte bu engelleri aşmak, hem de özünüzle bir başınıza olduğunuzdan zordur. Fakat eğer aşabilirseniz, yaptığınız şey eşsizdir, emsalsizdir, benzersiz ve özgündür. İnsan kendini tanımadan, içini bilmeden taklitleri devşiremez, aşamaz örnekleri. Özgünlük, özü tanımaktan geçer.

Yeni ve nadir bir şeyle karşılaştığımızda hoşumuza gider, farklı gelir bize, kendine has bir şeydir o. Bize farklı gelen ve son derece özgün olan varlıklar, aslında sahiplerine pek tanıdık gelir. Kişinin kendisinden hasıl olmuştur çünkü o varlık. Kendini tanımayan ve özünü bilmeyen kişiler, seri üretimde şekil almış eşyalar gibi bayağı fikirlere sahiptir. Yaratıcılık içeren varlıkları ya da sürüden ayrılan fikirleri, ilham perisinin dokunuşlarıyla oluştuğunu düşünmez fakat maalesef hisseder. Bu hisle özgün şeyler üretmek için sıra dışı şeylerin olmasını gerektiğini önkoşul sayar. Ancak bilmez ki, kişi için toplum "sıra"dır, öz "dışı".

Zaten kelime açıkça özgün atfedilen şeylerin kendine has olduğunu vurguluyor. Bu şeylerin kendine has kısımları toplumdaki genelden değil, kendisini var eden kişinin özünden gelir. Özgün olmak için dışarıdan kaynak aramak, örnekler bulmak, taklit etmek saçma, bu nadide kaynak kişinin özünde.



27.10.2016

Zihnimizin Bir Oyunu: Tutarlılık İlizyonu

Her insan pek çok fikre sahiptir. Hatta bir fikre sahip olmadığını iddia ettiği konularda dahi bir fikre sahiptir. Beyin, içinde modellediği sanal dünyada bilincin rahatsız olacağı boşlukları giderir. Her şey kişiyi rahatlatacak derecede tutarlı görünür. İnsanlar tutarlı olmasa da beyin kendisini tutarlı olduğuna inandırır. Tutarlılık ilizyonu kısaca budur.

Beynin gerçekliği yamulttuğunu anlamanın en kolay yolu özenle hazırlanmış görsellere bakmaktır. Beyin çok iyi bir görüntü işleyicidir. Fakat gördüklerinizi eski tecrübelerinizle harmanlayarak size ipuçları verir. Bu ipuçları kararlarınızı kolaylaştırsa da sizi yanıltabilir.

Mesela inanmayacaksınız fakat yanda gördüğünüz iki top tamamen aynı büyüklüktedir. Beyniniz size uzaktaki topun daha büyük olduğunu söyleyecek. Bunun sebebi gözümüz her zaman iki boyutlu görmesine karşın beyin kendi gerçekliğinde bu görseli üç boyutluya çevirmesidir. Elinizle ölçün, toplar kesinlikle aynı büyüklükte.

Görsel ilizyonlarla pek çok yerde karşılaşmış olabilirsiniz. Tutarlılık ilizyonu görsel ilizyondan daha farklıdır. Beynin boşlukları doldurma yeteneği öylesine gelişmiştir ki fikirlerimizin her biri sanki yıllarca araştırma yapıp da bir kanıya ulaşmışsınız gibidir. İlginç olansa hiç bilgimiz olmadığı bir alandaki bir fikrimizi ölümüne savunabilmekteyiz.

Sahip olduğu fikirlerin bir gerçeğe dayanıp dayanmadığını sorgulama alışkanlığı edinmiş kişiler, tutarlılık ilizyonunun çok iyi farkındadırlar. Bu sorgulamayı daha sistematik bir şekilde yapma işine epistemoloji denir. Epistemoloji, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır.

Sinir sistemine sahip her canlı için tutarlılık ilizyonu vardır. Beyin hiç bir şeyi olduğu gibi kaydetmez. Her insan dışarıya güzelleştirici bir filtre ile bakar, ve kendine de. Bunun sonucunda her insan kendini risklerden uzak görür. Kanserden ölenler ya da kaza yaşayanlar her zaman ötekilerdir onun için. Ayrıca herkes kendini diğerlerinden daha objektif, daha dürüst ya da daha iyi görür.

Mesela sigara içenlerin, özellikle de bırakmaya çalışanların sigaraya karşı beslediği nefret ve de açlık bu şekilde çelişmez. Sigaradan uzak durduğu dakikalarda kişi gayet kararlıdır. Sigaraya açlığı yükseldiğinde bu duyguyu tatmin etmek için bir sigara yakmalıdır. Fakat sigaraya olan nefret ile sigara içmek net bir derecede çelişki yaratır. Beyin nefret düşüncesini kısa süreliğine unutur. Artık sigara içmek için bir çelişki yoktur. Böylece kişi kendiyle çelişmekten kurtulur. Bu beynin kişiye uyguladığı tutarlılık ilizyonuna bir örnektir. Kendini daha iyi yönetmeyi becerenler ya da  görece başarılı insanlar, tutarlılık ilizyonunu yenerek kendilerini rahatsız etmeye razı olurlar. Kendisine karşı "kral çıplak" demeyi öğrenmişlerdir ve en azından bazı konularda kendilerini düzeltebilirler.

Tutarlılık ilizyonu sadece bağımlılıklarla oluşan bir şey değildir. Mesela okulda ya da bir işte başarısız oluyorsanız beyniniz size koşulların ne kadar kötü olduğunu, zamanın yetmediğini, sistemin kötü olduğunu falan söyleyecektir. Eğer kendinize samimi bir şekilde az çalıştığınızı itiraf etseydiniz, daha çok çalışmanız gerekirdi değil mi? Az çabalıyorsunuz ve başarısız oluyorsunuz, kendiniz dahil tüm insanlara başarıyı istediğinizi anlatmak için suçu da başka şeylere atıyorsunuz. Az çabaladığınız gerçeğinin sizi darlamaması için güzel ilizyon.

Tutarlılık ilizyonunu kaldırdığınızda gerçek şöyle söyler: "Siz başarıyı istiyor değilsiniz. Siz çabalamanın yerine ikame ettiğiniz görece daha eğlenceli şeylerin peşindesiniz. Başarısızlık senin eserin." Başarıya ulaşmak için tutarlılık ilizyonuna saldırmak ne kadar da iyi bir başlangıç değil mi?



Kaynak:

Değişen Beynim - Sinan Canan (sf 215)

23.10.2016

Bilim ile Teknoloji Arasındaki Farklar

Genellikle bir arada kullanılmasından mütevellit anlamları da aynıymış gibi hissediyor insan. Hele de bu iki alanın sadece tüketicisi konumundaysanız işiniz daha zor. Önce her ikisini de tanımlayalım ki aradaki farklar iyice ortaya çıksın.

Bilimle başlayacak olursak pek de sıkıntı çekmeyiz. Bilim üzerine oldukça yazılıp çizilmiştir. Felsefesi bile vardır. (bkz: bilim felsefesi) Bilim, basitçe bilgiye ulaşma yöntemi ve çabalarıdır. Sistematik bir araştırma ve kontrollü deneyler yapılır. Sonuç olarak bilgi açığa çıkar. Felsefe, bilimsel bilginin ne kadar güvenilir olduğunu tanımlamıştır. Felsefeye yerine halka bakacak olursak bilim adamlarının sözlerine kocaman bir güven beslediğimiz su götürmez bir gerçektir. Hele ki bu adamlar bir de İsviçreliyse üff! Bilimin pek çok dalı vardır ve bilimsel yöntemler pek çok alanda uygulanabilir. Bilimsel araştırmalar para da getirmesi sebebiyle en çok tıp alanında olurken, rağbet gören popüler bilim kitapları en çok fizik alanına aittir. İlk çağlardan beri gökyüzünü gözlemleyen atalarımızdan bize geçen merak sayesinde dünya halkı olarak en çok kozmoza ilgi duyuyoruz. İkinci sırada ise biyoloji ve doğa hakkındaki kitaplar geliyor.


Bilim, görüldüğü üzere merak ve anlama açlığımızı karşılayan bir eylem. Birikimli ilerlemesi sebebi ile doğanın çalışma prensiplerini hassas bir modellemeyle bize sunarken git gide daha temel kurallara ulaşıyor. Özellikle son 80 yıldır evreni anlatan modellerin birleştirilmesi üzerine çalışılıyor. Yine de yapılan bir deneyde gravitonu bulduk diye açıklama yapsalar yarımızdan çoğu "şimdi ne değişti" diye olaya anlam vermeye çalışır. Bilim böyledir, doğa anlasak da çalışıyor anlamasak da.

Teknolojiye bakacak olursak biraz anlam karmaşası olabiliyor. Teknoloji dendiğinde akla gelen ilk şeyler telefon bilgisayar vb. Teknolojinin bilimin bir uygulaması olduğu söylenir zaman zaman. Düşünceye göre bilim ile elde ettiğimiz bilgileri, şanlı mühendislerimiz teknolojik ürünlere aktarmakta ve insan hayatını kolaylaştırmaktadır. Teknolojinin yapabilecekleri, bilimin keşifleri ile sınırlı olsa bile bilim, teknolojiye göre oldukça yenidir. Bilim sadece yirmi bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Mevsimlerin zamanını tayin etme çalışmalarıyla başlamıştır. Teknoloji ise taşları yontarak aletler yapılması ve ateşin kullanılmasıyla başlar. Yani yaklaşık iki milyon yıl önce. Buradan hareketle teknolojiyi işlevsel nesneler üretim bilgisi ve yöntemi olarak özetleyebiliriz.

Her hayvanın hayatını sürdürebilecek bir yeteneği vardır. Avcıların pençeleri ve dişleri, otoburların iyi bir sindirim sistemi gibi. İnsan doğada çıplak bir biçimde hayatta kalamaz. Aklını kullanarak kendi yeteneklerini arttıracak şeyler icat eder. Hatta hayatta kalması için ihtiyacı olmasa bile teknoloji ile hayallerini gerçekleştirebilir. Mesela uzaya gitmek gibi. Bilimin aksine teknoloji alanındaki yeniliklere "şimdi ne değişti" gibi bir tepki verilmez. Teknoloji yeni imkanlar sunar ve insanoğlu yeni şeylere meyillidir. Eğer değilse pazarlamacılar çok yetenekli insanlar! Bu yeni imkanlardan en çok faydalanan alan bilimdir. İnsanoğlu, teknoloji ile yeteneklerini arttırdıkça daha isabetli deneyler düzenleyebilir. Teknolojinin sınırı bilimdir ama aynı zamanda bilimsel deneylerin sınırı da teknolojidir. Bilimde ne kadar yüksek teknoloji kullanılırsa o kadar hassas ölçümler yapılır.


Gelelim teknoloji ile bilim arasındaki farklara;

1- Bilim bilmeye teknoloji kullanmaya yönelik gelişir.

2- Bilimin gelişmesi için bilim adamlarının fonlanması gerekirken teknoloji kendini satarak para çeker.

3- Bilim bebekler üretir, teknoloji bu bebekleri kalifiye elemana dönüştürür. (örnek anlamlı gelmediyse bkz: analoji)

4- Bilim ekmeğin neden kuruduğunu açıklar, teknoloji ekmeğin nasıl üretildiğini.

5- Bilim yaparken hata yapmamak için defalarca kontrol edersin, teknolojinde hata varsa zaten yaptığın çalışmaz.

6- Bilim ürünlerini kullananlar bilimin nasıl yapıldığını bilir, teknoloji ürünlerini kullananlar teknolojinin nasıl üretildiğini genelde bilmez.

7- Bilimde var olduğu tahmin edilen şey aranır, teknoloji ürünleri tamamiyle yenidir.

8- Bilim evrenseldir, uzaylılar için bile aynıdır. Teknoloji özeldir, aynı işi farklı teknolojilerle yapabilirsin.


Kaynak:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilim
https://www.researchgate.net/figure/274141154_fig5_Figure-4-Distribution-of-the-22829088-articles-available-at-LibGen-across-the-22
http://oedb.org/ilibrarian/100-all-time-greatest-popular-science-books/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Teknoloji

21.10.2016

Karacisim Işıması ve Planck Sabiti

Klasik fizik, atom boyutunda ve daha küçük alanlardaki olayları açıklamakta pek başarılı değildir. Kara cisim ışıması da bu açıklanamayan olaylardan biriydi.
Her obje, her sıcaklıkta termal ışıma yapar yani elektromanyetik dalga yayar. Mesela oda sıcaklığındaki cisimler genel olarak gözümüzün göremediği kızılötesi bir ışık yayar. Bu ışımanın özellikleri cismin sıcaklığına ve maddesel özelliklerine bağlıdır. Isınmakta olan bir demiri önce kırmızı, sonra sarı ve ardından beyaz görürüz. Klasik fizikte termal ışıma, cisim yüzeyindeki yüklü parçacıkların ivmeli hareketiyle temellendiriliyordu. Bu yüklü parçacıkların birer anten gibi elektromanyetik dalga yaydığı düşünülüyordu. Birazdan bakacağımız problemi anlamak için bilim adamları karacisim üzerinde çalışıyordu.
Karacisim sıklıkla çok küçük deliği olan bir oyuk olarak tasvir edilir. Delikten içeri giren ışık  bir daha çıkamaz ve ışığın tamamı soğurulmuş olur. Evrende ışığı %100 soğuran bir cisim olmadığı için  karacisim, ideal bir cisimdir. Evrenimizde karacisme yakın cisimler vardır fakat tam bir kara cisim yoktur. Her cisim gibi karacisim de aldığı enerjiyi radyasyon(ışık) olarak yayar. Buna karacisim ışıması denir. Bu ışıma, oyuğun küçücük deliğinden çıkan ışıktır. İçeri giren ışıktan farklı ve karacismin iç yüzeyindeki yüklü partiküllerin ivmeli hareketi sonucu üretilmiş bir ışıktır. Ayrıca oyuğun içinde dönüp duran ışınlar da hala cisimden ayrılmadığı için cismin enerjisiyle bir düşünülürler.    
Karacismin deliğinden yayılan ışığın gücünü watt cinsinden stefan kanunu ile bulabiliriz. Solda gördüğünüz kanundaki ifadeleri solda sağa açıklayalım. P harfi ışımanın gücünü, sigma işareti Stefan-Boltzmann sabitini, A işareti ışıma yapan yüzeyin alanını, epsilon işareti(bazı yerlerde "e") yüzeyin ışıma kabiliyetini, T ise sıcaklığı(K) belirtir. Siyahcisim için epsilon değeri 1 dir. Işıma yapan cisim mesela demir bir bilye ise A bilyenin yüzey alanı olur. Stefan Boltzmann sabitinin değeri  5.670 10-8 W/m2 K4  idir. Bu kanun ile yıldızlardan gelen ışığı inceleyerek onların sıcaklığını hesaplayabilirsiniz. Gördüğünüz gibi ışığın gücü, sıcaklık ile doğru orantılıdır.
Siyahcismin deliğinden yayılan elektromanyetik dalgalarımız tek bir dalga boyunda değildir. Pek çok farklı dalga boyunda elektromanyetik dalga yayılırken belli sıcaklıklarda bazı dalgaboyları diğerlerinden daha çok şiddete sahiptir. Soldaki grafikte 1000 kelvin, 5500 kelvin ve 30000 kelvin sıcaklıklarındaki cisimlerin yaydığı elektromanyetik dalgalarının şiddet-dalgaboyu grafiği verilmiş. Bu grafiklerdeki her bir eğri, o sıcaklıktaki cismin yüzeyinden o anda yayılan ışınların hangi dalga boyunun ne kadar şiddetle ışıdığını gösterir. Her dalga boyundaki dalga, şiddeti ile orantılı enerjiyle aynı anda ışır.
Grafikte 1000 kelvin sıcaklığındaki cismin şiddet - dalga boyu grafiğini incelersek çoğunlukla kızılötesi alanda nispeten şiddetli bir ışık yaydığını görürüz. Cisme baksak bir miktar görünür kırmızı ışık dalga boyunda da ışıma yaptığından soluk kırmızı bir parıldama görürüz. Cisim ısıtıldıkça daha çok dalga boyunda ışıdığı, yani daha çeşitli frekanslardaki elektromanyetik dalgaları aynı anda yaydığı görülüyor. Bir de her sıcaklığın kendine has bir dalga boyunda pik yaptığını görüyoruz. Cisim ısındıkça bu tepe nokta, sola doğru yani yüksek frekans ve kısa dalga boylu dalgalara kaymış. 5500 kelvin sıcaklıktaki cisim tüm görülebilir dalga boylarında şiddetli ışıma yaptığından beyaz görünecektir.
 Şimdiye kadar incelediğimiz grafikteki veriler deneysel verilerdir. Cisim ısındıkça pik noktası kısa dalga boylarına kayar ve buna wien deplasman kanunu denir. Denklemini solda göreceğiniz gibi en yüksek şiddete sahip dalga boyu, sıcaklık ile ters orantılı. sıcaklığı biliyorsanız ışık şiddetinin hangi dalga boyunda pik yapacağını bu denklemle kolayca bulabilirsiniz. Bu denklem de Stefan - Boltzmann denklemi gibi deney verilerindeki düzenin matematiksel olarak ifade edilmesinden ibaret. Siyah cisim ışıması olayının neden bu şekilde olduğunu açıklamıyorlar.
Yayılan ışığın şiddet - dalga boyu grafiğini modellemeye yönelik ilk girişim soldaki Rayleigh Jeans denklemi ile oldu. Denklemde ışık şiddeti(I), dalga boyu ve sıcaklığın bir fonksiyonudur. Denklemin sağ tarafındaki "kb" Boltzmann sabitidir. Bu denklem kızılötesi dalgalarda ışıma şiddetini deneylerdeki değerlere yakın şekilde gösterebiliyor. Fakat dalga boyu kısaldıkça denklem sonsuza yaklaşıyor. Buna morötesi felaketi denir ve her cismin her sıcaklıkta sonsuz şiddette morötesi ışıma yaptığını söyler. Yani fırınınız çalışırken içindeki enerjiyi hesaplamaya kalktığınızda, sıcaklık kaç olursa olsun enerjinin sonsuz olduğunu bulmak gibidir. Bu sorun klasik fiziği elektromanyetik dalgaya olan bakış açısından kaynaklanmaktadır. Sorun kabak gibi ortadadır.
Teorinin deneysel verilerle uyuşmaması ve hatanın kaynağının bulunamaması bilim insanlarını zor duruma sokmuştu. Bilim insanlarının bir kısmı deneysel verilerin doğruluğundan şüphe ediyordu. Teori ise defalarca kez doğrulanmış Maxwell denklemleri üzerine kuruluydu. Solda da gördüğünüz üzere alttaki renkli veriler deneylere ait sonuçlardır. Ancak siyah ile çizilmiş Rayleigh - Jeans fonksiyonunda dalga boyu kısaldıkça şiddet sonsuza yaklaşmaktadır. Grafikte bir eğrinin, ışıma yapan cismin aynı anda saldığı dalgalarının şiddetlerini gösterdiğini hatırlatalım. Yani Reyleigh denkleminde sıcaklığı sabit tuttuğunuzda ve denkleme bir dalga boyu girdiğinizde size o sıcaklıktaki cismin saldığı o dalga boyunun şiddetini vermesi beklenir.
Bu noktada emin olunan şeylerden de uzaklaşarak hayal gücünü zorlayan Max Planck adında biri ortaya çıktı. Planck, problemi çözebilmek için iki varsayım ortaya koydu. Birincisi, cismin yüzeylerdeki küçük osilatörler gibi davranan yüklü parçacıkların ışıma yapması hakkındadır. Planck'a göre enerji, osilatörlerden rastgele olarak yayılmıyordu. Her osilatör kendisi için belirli bir enerji katında bulunuyordu ve belirli miktarlarda enerjiyi absorb ediyor ya da yayıyordu. Enerji absorb edince bir üst enerji durumuna çıkıyor ve ışıma yaptığında bir alt enerji durumuna düşüyordu. İkinci varsayım ise osilatörün yaydığı radyasyon(enerji=radyasyon=ışık) ile ilgilidir. Planck'a göre Işık, yayıldığı osilatörün değiştirdiği enerji seviyelerinin farkı kadar enerji taşır.
Birinci varsayım soldadır ve n, osilatör gibi davranan yüklü parçacığın bulunduğu enerji seviyesidir. h, plank sabitidir ve değeri 6,63 x 10-34 j.s kadardır. f ise osilatörün frekanstır. Normal fizikte bir osilatörün enerjisi her değeri alabilirdi. Planck'ın ortaya attığı denklem ile bir osilatörün enerjisi her zaman Planck sabitinin katları olabilir. n değerinin bir artması demek enerjinin h.f kadar artması demektir. Yüklü parçacığın enerjisi arada bir yerde olamayacağından, bir defada sadece enerjisini hf kadar yükseltebilecek bir enerji soğurabilir.
İkinci varsayım soldadır. Birinci varsayımın sonucu olarak bir dalganın enerjisini osilatörün iki seviye arasındaki fark olan hf ile ilişkilendirir. (n+1)hf - nhf =hf  Yukarıdaki denklem ışımayı yapan cisim ile ilgiliyken bu denklem tamamen ışıkla ilgilidir. Denklemdeki E, bir fotonun enerjisini verir. Düşük frekanstaki düşük enerjili fotonlar veya dalgalar yüksek şiddetli bir ışık demeti oluşturabilir. "h" bir kuantadır ve enerji bu miktarın katları şeklindedir. Enerji 1h - 1.1h - 1.2h ...-2h şeklinde değil de 1h - 2h -3h şeklinde sürekli olmayan, kesikli veya atlamalı miktarlarda bulunur. Yalnızca h çok küçük bir sayı olduğundan biz enerjiyi pürüzsüz bir yapıda algılarız. Halbuki onun parçacıkları vardır ve daha fazla bölünemez. Yani fotoğrafa uzaktan bakarken renk geçişlerinin sürekli olduğunu söyleriz ama yakından baktığımızda pikselleri olduğunu ve bir pikselden diğerine rengin yavaşça değil de bir atlayışla geçtiğini görürüz.  Fotoğrafın pikselleri gibi enerjinin de bölünemez en küçük bir parçası vardır ve bu da h(Planck sabiti) kadardır. Kuant, zerre ya da parçacık anlamına gelir. Planck'ın girişimi, kuantum teorisinin doğuşudur. Peki bu, mor ötesi felaketi sorunu nasıl çözer?

Klasik fizik ile üretilmiş Rayleigh - Jeans kanunu, karacismin oyuğunun içerisindeki elektromanyetik dalgaların toplam enerjisinin sonsuz olduğunu söylüyordu. Planck'ın E=hf denklemi ile dalganın frekansı düştükçe enerjisi de azalacak, böylece toplam enerjiye katkısı gitgide azalacak ve sıfırlanacak. Bu yaklaşım şiddet-dalga boyu grafiğinin sağ tarafını açıklıyor. Şimdi frekansın yükseldiği duruma bakalım. Frekans yükseldikçe dalganın enerjisi artacak. Bu enerji(hf) bir fotonun enerjisidir ve bölünemezdir. Fotonun enerjisi yükseldikçe emilebilmesi için daha yüksek frekanslı bir osilatör ile karşılaşması gerekir. Osilatör davranışlı parçacıkların frekansları ile orantılı büyüklüklerde enerji emip yayabildiğini hatırlayın.
Osilatörün frekansı arttıkça iki n seviyesi arasındaki enerji miktarı artar. Bu sebepten oslatörün enerji seviyeleri arasında atlaması zorlaşır. Her osilatör her enerji seviyesinde her zaman ışımaz. Enerjisi yükseldikçe enerji levelleri arasında yer değiştirme eğlimi düşer. Bu olay soldaki Boltzmann dağılımı ile modellenir. E, osilatörün bulunduğu levelin enerji seviyesidir. kb Boltzmann sabiti, T sıcaklıktır. Sıcaklık düştükçe de Boltzmann dağılımı küçülür. Bunun anlamı yine osilatörün bulunduğu leveli değiştirme ihtimalinin azaldığı anlamına gelir. Yani karacisim oyuğunda sıcaklığı düşürürseniz ve içeri yüksek enerjili bir elektromanyetik dalga salarsanız bu dalga soğurulsa bile tekrar ışıyamayacaktır. Mor ötesi felaketini çözen budur. Kuantalaşmış enerji yükseldikçe bu enerjiyi yayabilecek osilatör sayısı azalır. Fotonun enerjisi ortalama enerjiyi geçtikçe şiddet-dalgaboyu grafiğinde sola giderken şiddetli bir düşüş görülüyor. Üretilen radyasyonda tane olarak yüksek enerjiye sahip olan dalgalar sayıca az kaldığından(ışımada) şiddet azalır. Uzun dalga boyunda ise sayı artsa da birimdeki enerji düştüğünden şiddetin azaldığını hatırlayın.
Solda gördüğünüz Planck'ın kuantum konseptiyle Rayleigh - Jeans kanunundan yola çıkarak elde ettiği fonksiyondur. Fonksiyona dalgaboyu ve sıcaklığı girdiğinizde size o dalgaboyundaki dalgaların şiddetini verir. Bu denklem uzun dalga boylarında Rayleigh - Jeans denklemine yaklaşırken kısa dalga boylarında Wien'in denklemine yaklaşır. Bu denklem aslında teorik değil ampirik bir denklemdir. Deney verileriyle tam bir uyum içerisindedir. O günden sonra plank sabitinin kullanım alanı genişledikçe kuantum konsepti önem kazanmıştır. Bugün matematikçiler için pi ne ise fizikçiler için h odur.

16.10.2016

Düşündüğünde Ne Olur?


Modern insan, taksonomideki adıyla homo sapiens sapiens, düşündüğünün üzerine düşünebilen insan demek. Kimilerine göre düşünen hayvanın geldiği son level bu. Eğer düşündüğünüzün üzerine düşündüğünüzün üzerine düşünen biriyseniz muhtemelen hayvan gibi* bir zekaya sahipsiniz.

İnsanı tanımlama çabalarında ayırt edici özellik olarak kullanılan düşünme, her insanda bulunan ve ortalama 1,5 kg olan beynin en fantastik yeteneğidir. Beyin düşünürken yaydığı dalgalar değişir ve büyük elektriksel hareketlilikler olur. Beyin aktivitesini gelişmiş görüntüleme cihazları ile araştıran bilim insanları, düşünmenin mekanizması hakkında hala bir teori bulamamışlardır. "İnsan beyni onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o zaman da biz onu yine anlayamayacak kadar aptal olurduk." der Jostein Gaarder, haklıdır da. Bir şeyi oluşturan kısımlarını incelemek, onun ne işe yaradığı hakkında her zaman bir fikir vermez. Anlamanın en iyi yolu o şeyi çalıştırmaktır. Bakalım düşünmek nelere kadir;

- Düşünmekle ilgili en ünlü sözlerden birini söylemiş olan Descartes, bir felsefeci olarak bildiklerinden emin olmak istedi. Her şeyin bir yanılsama olabileceği fikrinden yola çıkarak sıfırdan düşünmeye başladı. Emin olmadığı her şeyi yok sayarak işe girişen bu düşünür, kendi varlığından dahi şüpheye düştü. Kendisinden kuşkulanıyordu, sonra kendisindeki kuşkudan da kuşkulansa dahi değişmeyen tek bir şey olduğunu fark etti. Bu döngüde ne yaparsa yapsın düşünüyordu. Düşünüyordu ve o halde vardı. O günden sonra felsefe tarihinin en tepesine kazınan bu sözle birlikte "düşünmek = var olmak" denklemi de kalıplaştı. Düşünmek, varlığınızın garantisidir. Bu büyük laftan sonra sevgili düşünürümüz düşünen benin ne olduğuna kesin bir cevap vermek üzere düşünmeye devam etti.

- Bilgelik, diğer adıyla hikmet uygulamada maksatlı davranmaktır. Bir şeyi yapmadan önce o işin nasıl yapılacağını düşünerek ve en mantıklı yolu bularak harekete geçildiğinde hikmetli iş yapılmış olur. Hikmetli iş yapan insan bilgeleşir, sırtı yere gelmez, saygı görür, boş işlerle uğraşmaz ve belki de en önemlisi zamandan, gücünden tasarruf eder. Kendisini harcayıp tüketmez. Tüm bunları sadece düşünerek hareket ettiği için kazanır.


-  Düşünmeye başlayan her insan felsefeye, onun klasik sorunlarına yakınlaşır. Bu sorunlar çok temel olan ahlak nedir, bilginin kaynağı nedir tarzı sorulardır. Bunun haricinde düşünmenin malzemesi olan bilgi, her insanda parmak izi gibi farklıdır. Bu sebeple düşünen bireyler sahip oldukları bilgiler hakkında da düşünür. Genellikle xxx doğrudur, yyy yanlıştır gibi yargılar olan bu bilgiler bütüncül düşünüldüğünde bazen çelişebilir. İşte düşünen insan bu çelişkileri giderir ve daha tutarlı bir karaktere ulaşır. Düşünmeyen bir insanın, nereden edindiği belli olmayan bir kanıyı fanatiklik derecesinde savunması kuvvetle muhtemeldir.

- Düşünmek beyni değiştirir. En basit düşünme dahi, bilgisayarlardakinin aksine beyinde fiziksel bir değişiklik meydana getirir. Beyin, plastisite denen yüksek bir değişim kabiliyetine sahiptir. Bir deneyde sadece piyano çaldığını düşünen birinin beyninin ilgili kısmında ölçülebilir bir büyüme tespit edilmiştir. Gerçek şu ki işleyen demir ışıldar.

- Eğer sorunlarla ilgilenmezseniz onlar sizinle ilgilenir. Düşünmeyen insanların daha mutlu olduğu büyük bir yalandır. Bir beyni kullanmamak dünyadaki en büyük ziyandır. Yalnızca düşünerek sistemin ya da kişilerin kölesi olmaktan korunabilirsiniz. İradeniz yalnızca bu yolla açığa çıkar. Seçimler yalnızca düşünülerek yapıldığında birer seçimdir. Düşünmek sizi kullanılmaktan korur.





Kaynak:
http://www.ilgincbirbilgi.com/tag/beyinde-dusunce-nasil-olusur
http://www.renklinot.com/soru-cevap-2/insan-nasil-dusunur.html
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ele%C5%9Ftirel_d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnme
diğer kaynaklar yazı içerisindeki linklerdedir.

9.10.2016

Kitap Okuyanlar vs Okumayanlar

Dengesiz bir karşılaştırma, kazanan taraf oldukça belli. Çünkü bir beden için egzersiz ne ise beyin için de okumak odur. Ama her kesin spor yapmadığı gibi herkes de kitap okumuyor. Türkiye'ye baktığımızda özellikle okuma yazma oranımız yüksek bir nesil olmamıza rağmen (%96) kitap okuma oranı on binde bir (%0,01). Okuyoruz fakat kitap değil. Türkiye de aylık facebook kullanıcı sayısı 39 milyondan fazla. Şimdi asıl istatistik geliyor: Bu kullanıcıların %65'i facebook'a düzenli olarak her gün giriyor. Sosyal medyada, internette oldukça fazla okuma yapan neslimiz iki kapak arasına basılı kitaplardaki özenle seçilmiş kelimelerle aktarılmaya çalışılan ve genellikle iyi tasniflenmiş bir bilgi yumağından mahrum kalıyor. İnternette doğru haberlere ve bilgilere ulaşmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Artık ekmek ve su gibi temel ihtiyaçlar listesine girmesi gereken internetin en büyük sıkıntısı kaliteli, özgün ve iyi işlenmiş bilgi eksikliği. Yüzde olarak baktığınız zaman internetteki verinin oldukça büyük bir kısmı kurgulanmamıştır. Oysa bir kitaptaki bilginin kurgu oranı çok yüksektir. İnternetteki bilgilerin çoğu çerez ya da hap bilgidir. İyi ki google ve onun değerli hizmetleri var.

Her insanın sevebileceği bir kitap türü vardır ve insan iyi bir kitap okuduktan sonra huzur ve mutluluk karşımı bir duygu elde eder. Kitap okumaktan haz almayı öğrenen insanlar bunu bir takıntı haline getirir ve her dönem okumaya devam ettiği bir kitabı olur. Okuma alışkanlığını geç elde eden insanlar neden şimdiye kadar bu etkinlikten uzak durduğuna anlam veremeyebilir.


Kitap okumayan insanlar hakkındaki genellemeler olumsuz olacağından en iyisi okuyanların neler kazandıklarını yazayım.


Kitabın insana kazandırdıkları

1- Okuma eylemi beyni yüksek performansta çalışmaya zorlar. Harfler ve kelimeler beyindeki kelime dağarcığınız ile eşleştirilerek anlamlandırılır. Cümlelerin anlattıklarını anlamak için beyin içerisindeki pek çok kısım arasında iletişim olur. Bu çok hızlı iletişim sayesinde beyin aktivitesi artar ve hücreler arası yeni bağlar kurulur. Okuyan insanlar hiç okumayanlara oranla %60 daha iyi anlama kabiliyetine sahiptir. Kitap okumak zihni geliştirir.

2- Çocukluktan beri insanlar öğrendiklerini ailesinden, çevresinden, televizyon ve yeni yeni internetten öğreniyor. Karakterleri ve dünya görüşleri buna göre gelişiyor. Çocukluğundan beri kitap okuyan insanlar hem farklı yazarların içten görüşlerini öğreniyor, hem de binlerce insanın okuduğu kitapları okuyarak hiç görüşmediği insanlarla benzer fikirlere tanıklık ediyor. Başka düşüncelerle temas halindeyken yalnız olabilmemiz bir nevi mucizedir diyor Cemil Meriç İşte böylece kitap okumak dünya görüşünü geliştirir.

3- Yaşlılık ile gelen bazı hastalıklar, beyinlerini aktif kullanan insanlarda gözükmemektedir. Bilim adamları ve sanatçılar gibi emekliliği olmayan bazı gruplar, ölene kadar çalışmaktadır. Beynin kullanılan kısımlarının geliştiği ve hacim artışı gösterdiği bilinmektedir. Beyin için "use or lose it" diyebiliriz. Kitap okumak bunamayı yavaşlatır!

4- Okuma eylemi yapabilmek için tüm vücut belirli bir düzene uyar. Beyin kendi başına vücudu kolaylıkla etkileyebilir. Kitap okurken kan akışını düzenler ve vücut doğal ritmine döner. Yapılan araştırmalara göre  kitap okumak stresi 6 dakikada azaltıyor. Kitap okumak rahatlatır.

5- Kitap okumak bazen zor olabiliyor. Sık sık başa gelen dikkati toparlayamama ve cümleleri anlayamama insanın canını sıkıyor. Fakat kitap okumak  dikkatimizi yoğunlaştırmaya en çok çalıştığımız günlük aktivitelerden biri. Haliyle git gide dikkati toplamak daha kolay bir hale geliyor. Yani kitap okumak odaklanma gücünüzü arttırır.



Kaynak:
diğer kaynaklar yazı içerisindeki linklerdedir.

30.07.2016

2018 - DENENDİ - BFME 2 Windows 10 Kurulumu (SIFIRDAN RESİMLİ KURULUM)

BFME2 Oyununu Windows 10 a sorunsuz şekilde sıfırdan kurmayı adım adım anlatacağım. Ayrıca bu yazıyı takip ederek hataları çözebilir veya patch sürümünüzü değiştirebilirsiniz


1. Gerekli Dosyalar



Daemon Tools


BFME2        
DOWNLOAD     
    

Patch Switcher 
DOWNLOAD      


Mini İmages  
DOWNLOAD       


CDKeyFixer     
DOWNLOAD      

2. Kurulum

Kurulum için gerekli dosyalar yukarıda verilmiştir. Tüm dosyaları indirin.

Daemon Tools programını next next next şeklinde kurun. Ücretsiz lisansı seçin. Son aşamada yandex eklentilerine dikkat edin, tikleri kaldırın. Bilgisayarınızda zaten bir Daemon Tools yüklü ise onu silip bunu kurun.

 İndirdiğiniz BFME2 oyunu iso dosyasını (BFME2 Special Edition 106 isimli olan) Daemon Tools ile çalıştırın ve bağlayın.

Bilgisayarımdan oyunun cd si takılı gözükecek, oyunu buradan kurun. Eğer otomatik kurulum çalışmadıysa cd içindeki autoRun.exe dosyasını kullanın.

Kurulumda serial istediğinde aşağıdakilerden birini kullanın.

1)  EALU-FML8-V8QQ-2V8V-URLD

2.) ZXUL-6NLW-S3FR-5S3V-VRLD

3.) ECWW-EWVV-WWF2-6WWL-6RLD

4.) 9EJ2-CBXK-N2Z3-4N2F-8RLD

5.) 2VSS-XBAR-HMVE-HHM2-KRLD

Oyun kurulduktan sonra Daemon Tools programındaki sanal sürücüyü sökün. (BFME2 Special Edition 106 isimli olan) Artık ona ihtiyacımız yok.

Mini İmages'i rardan çıkartın. Dosyayı oyunun kurulu olduğu dosyaya atın. Dosya içindeki mdf ve mds uzantılı dosyaları aynı klasörde tutmaya dikkat edin. Oyunun kurulu olduğu dosyaya oyunun kısayoluna sağ tıklayıp dosya konumunu aça tıklayarak kolayca ulaşabilirsiniz. 

Dosya içindeki MI-BFME2.mds isimli dosyayı Daemon Tools ile bağlayın. Bu dosya hep bağlı kalacak. Bu dosya bağlı değilse oyun çalışmaz.

Şimdi Patch Switcher'ı kurun ve çalıştırın. Patch 1.00' ı seçin ve Oyunu çalıştırın. Oyun bende bu aşamada çalışıyordu. Oyun ekranı kaplamıyorsa patch switcher üzerindeki fix my resolation butonuna tıklayın. 


son not: oyunu multiplayer oynamak için T3A:online veya gameranger platformlarını araştırın.





3. Sorunlar ve Çözümeleri

A) Defeated hatası, oyunda iken yaklaşık 3.30 uncu dakikada tüm binaların yıkılarak oyunu kaybetmenizdir. Oyun içinde defeated hatası almamak için CDKeyFixer'i rardan çıkartın ve çalıştırın. Sırayla aşağıda gösterilen yerlere tıklayın.



Ayrıca multiplayer oynarken de seriallerinizin farklı olması gerekir. Eğer aynıysa yine aynı yöntem ile sorunu çözebilirsiniz.


B) Eğer oyun herhangi bir patch'te aşağıdaki gibi "Please insert the correct CD-ROM, select OK and restart application" hatası veriyorsa; (ki bende 1.00 çalışırken 1.06 hata veriyordu)  önce MI-BFME2.mds isimli dosyanın bağlı olduğuna emin olun. Bağlı değilse, bilgisayarımda gözükmüyorsa, Daemon Tools ile bağlayın.




Sorun çözülmediyse Daemon tools programında imajlar sekmesinde iken sağ üstteki + işaretine tıklayarak MI-BFME2.mds imaj dosyanızı ekleyin. 




Eklediğiniz dosyaya sağ tıklayarak SCSI'ye bağla seçeneğine tıklayın. Bilgisayarınız yeniden başlatılacak. Yeniden başladıktan sonra tekrar SCSI'ye bağla seçeneğine tıklayın. Bu sefer bağlanacak ve sorununuz çözülecek.




C) Eğer aşağıdaki gibi The Battle for Middle earth 2 çalışmayı durdurdu hatası alıyorsanız muhtemelen bir laptop kullanıyorsunuz. Oyunun simgesine sağ tıklayarak yüksek performanslı grafik işlemci ile çalıştır deyin.




D) Aşağıdaki gibi Game Crash hatası alıyorsanız bu Windows sürümünüzden kaynaklanıyor olabilir. 
Bu linkteki dosyayı indirin ve çalıştırın. XP sonrası windows sürümlerinde oluşan hatayı giderir.






kaynak: http://forshire.blogspot.com.tr/p/download-bfme-ii.html
olası diğer hata ve sorunların çözümü : http://forshire.blogspot.com.tr/p/faq.html


Anahtar Kelimeler:
bfme 2 indir
bfme 2 kurulumu
windows 10 bfme 2
bfme 2 windows 10
bfme 2 windows 10 kurulumu
bfme 2 windows 10 çalışmayı durdurdu


2.07.2016

Direk İndirme Linki Yapma

Diğer yöntemlerle yapılan linkler bir süre sonra kırılıyor. Şimdi size kırılmayan, bozulmayan direk indirme linki yapmayı göstereceğim. Bunun için google sites hizmetini kullanacağız.

Önce tarayıcınızda gmail adresiniz ile hesap açmalısınız. Sonra bu linke tıklayarak google sites servisinde kendinize bir site kurun. Tamamen ücretsizdir. Bu sitenin depolama alanını kullanarak direk indirme linkleri yapacağız.


Açılan pencerede bu üç adımı izleyin ve hızlıca sitenizi oluşturun.
Eğer siteniz başarılı bir şekilde açıldıysa karşınıza böyle bir ekran gelecek.


Dosya yüklemeye gitmek için 4. adımdaki ayarlar butonuna tıklayın ve 5. adımdaki siteyi yönete tıklayın.


Açılan Pencerede Ekler'e tıklayın. Bulunduğunuz sayfanın linkini bir yere kopyalayın ya da sık kullanılanlara ekleyin. İşinizi her zaman bu sayfadan halledeceksiniz. 7 numarada Yükleye tıkladığınızda bir pencere açılacak. Oradan yüklemek istediğiniz dosyayı seçip yükleyin. Yükleme bittiğinde...


Yüklediğiniz dosya ekranınızda listelenecek. İndir linkine sağ tıklayıp bağlantıyı kopyaladığınızda direk indirme linkini elde etmiş olacaksınız. Bu servis ve yöntem oldukça iyi çalışmakta fakat yüksek boyutlu dosyalar yüklenememekte. Belgelerinizi, resimlerinizi ya da 50 - 60 mb lık dosyalarınızı paylaşmak için güzel bir yöntem.

bu da resimde gördüğünüz "kopyalanan bağlantı"

https://sites.google.com/site/linkdepo3/Kapak2.png?attredirects=0&d=1


Anahtar Kelimeler

indirme linki yapma
direk indirme linki
direk indirme linki nasıl yapılır
direk indirme linki veren siteler
indirme linki yapma resimli anlatım

22.05.2016

Değişen Beynim

Kimler Okumalı

Herhangi bir şekilde beyne meraklı biriyseniz,
canlıların davranışlarını nasıl kontrol ettiğini anlamak istiyorsanız,
beynin yapısını, gelişimini, bölümlerini, katmanlarını, vücut ile nasıl çalıştığını ve muhteşem yeteneklerini keşfetmek istiyorsanız,
Kendinizi geliştirmek istiyor ve bunun için beyin hakkında bilgiye ihtiyaç duyuyorsanız,
hayret etmek istiyorsanız veya bir Sinan Canan takipçisiyseniz mutlaka bu kitabı okumalısınız.

Kendinizi yukarıdaki gruplardan birine dahil edemediyseniz ve "benim ne işim olur biyolojiyle" diyorsanız unutmayın ki bu bir ders kitabı değil. Bir popüler bilim kitabı. Her insanda bulunan beyin, insanlar hakkında bilgi edinmek için bakmamız gereken ilk organ.


Kitap Hakkında

Bir Sinan Canan kitabı okumanın verdiği en büyük keyif, Türk yazar tarafından yazılmış kaliteli bir popüler bilim kitabı okuyor olmaktır. Yabancı yazarlardan kitap okurken olaylar, şehirler, isimler iletişime geçemeyecek kadar uzakta. Oysa Türk bir yazardan, hem de kaliteli bir kitap okumak, sanki yazar ile sohbet ediyormuş hissi uyandırıyor.

Değişen beynim kitabının içindekiler kısmına baktığımızda kitap on başlığa ayrılmış. İlk kitapta üç bölüm vardı ve genel olarak birbirlerinden farklıydı. On başlık ise birbiriyle oldukça bağlantılı. Buradaki açık fark beynin karmaşık yapısından kaynaklanıyor.

Baştan söyleyeyim. Son bölüme gelinene dek kitabın kaliteli bir kategorizasyona sahip olduğu anlaşılamıyor. Kitabın ilk bölümleri beynin yapısından ve doğumdan ölüme dek gelişiminden bahsediyor. Bu kısmı bitirdiğinizde sanki yazar aklına geleni yazıyormuş veya bir düzen yokmuş gibi geliyor. Hele bu konudan sonra doğuştan kodlanmış bilgiler hakkındaki kısım okunmaya başlandığında, Sinan Hoca'nın nbeyin konferanslarını derleyip bir kitap haline getirdiğinden şüphelenmiştim.

Okumaya devam ettikçe konuların hararetlenmesiyle kitap düzeni dikkatimden çıktı. Plastisite, beynin kısımları, katmanları ve özellikle de bağımlılık konuları kitabın adının hakkını verecek cinsten. Bu kısımlar da bittikten sonra, çok karmaşık bir yapı olan beyni anlatmak için konuları daha iyi sıralanamayacağına neredeyse emin oluyor, yazarın okuru kitabın sonuna güzelce hazırladığını anlıyorsunuz.

Sinan Canan'ın kitap düzeni ilk kitapta olduğu gibi bu kitapta da aynı. Önce bahsetmesem olmaz tadında bir kısım. Ortada çok ilgi çekici, dolu ve özgün içerik. Sonda ise Sinan Hoca'nın özel olarak ilgilendiği, hayatıyla yakından alakalı, tüm kitapta anlatılanların kendisinde bulduğu anlamların yansıdığı bir bölüm. Tabi kitapta anlattığım kadar keskin sınırlar beklemeyin, kitapta Sinan Hoca'nın söylemleri her yerde.

Son kısımdaki anlatılanlar ve [n] hali isimli durum beni benden aldı diyebilirim. Eğer kendinizi geliştirmek, hedeflerinize ulaşmak isteyen biriyseniz, zihnin dinç, taze ve ayık olduğu halini seviyorsanız, dünyada yapacak çok şey olduğuna inanıyor ve onları yapmak için yollar arıyorsanız sizde bu kısmı çok seveceksiniz. Hatta kitabı bitirdiğinizde beyin hakkında ufak ve dengeli bir bilgi birikimine sahip oluyorsunuz. Kendinde bir şeyleri değiştirmek isteyen ve bunun için önce kendisinin nasıl çalıştığını öğrenmek isteyenler bu kitapta çok şey bulacak.

Görmediğiniz gibi kitabın içeriğinden çok bendeki izlenimlerinden bahsettim. Bu kitap, azıcık merakı olan biri için okunmaya değer. Taş toprak gibi şu dünyada doğasında insan eli olmayan çok az şey sıralanabilir. Bu kitapsa geri kala herşeyle ilgili.

Kitabın sonunda son söz ve notlar kısımları var. Kitap içerisinde ara ara yaşanmış hikayeler ve maddeler halinde sıralanmış bilgiler de bulunuyor. Artık kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız bir kitapçıda sayfaları karıştırmanız gerekecek.


Sinan Canan'a

Şimdi yazım yanlışlarından bahsedeceğim, ilk kitap içinde bunu yapmıştım. Sebebi elbette sonraki basımda hataların giderilmesine yardım etmek.

- Sayfa 289 da ve 290 da anandamid adlı başlık altında bir "anandamid" yazılmış bir "anadamid". Sanırım klavyenizin [n] harfi fazla kullanılmaktan hassaslığını yitirmiş.

- Sayfa 314 de bir cümlede iki defa "bir sünger gibi" kelimelerini kullanarak anlatım bozukluğu yapmışsınız.

Sondaki notlar kısmını okudum. Fakat kitabı okurken konuya daldığımda [Bkz: NOT 2;] gibi parantezler gördükçe dikkatim dağıldı ve aklım notlar kısmına gitti. Ama ben sadece kitabın akışına odaklanmak istiyordum. Mümkünse bir dahakine notlar kısmını normal içeriğe yedirebilirseniz ya da yazı içinde notlara değilde notlar içinde ilgili kısma BKZ verebilirseniz çok makbule geçer.

Çok şeyle ilgilendiğinizden gerçekten çok kişinin ilgisini çekebilecek bir kitap yazmışsınız. Yeni kitabınızı merakla bekliyorum. Konusunu kestimek şuanda mümkün gözükmüyor. Bu günlerde gençler popüler bilime kolayca erişebiliyor. Sanırım bizim daha çok ilk kitabınız gibi düşüncelerinizi, özellikle de sıradışı ve insanlar adına yapıcı etkileri olan fikirlerinizi paylaştığınız kitaplara ihtiyacımız var. Elbette hep benzer şeylerden bahsetmeyecektiniz, çeşitlilik tekillikten daha iyi. Bu yüzden yeni kitaplarınızı bekliyoruz. İleride hatırladığınızda bu kitabı yazmanın hayli kolay olduğunu düşünecekmişsiniz gibi geliyor. Malum, bugüne kadarki nbeyin çalışmalarınızın çoğunu burada kullanmışsınız. Belki yeni bir kitap için uzun bir molaya ihtiyacınız olacak. Ya da bizi yepyeni bir kitapla şaşırtacak mısınız, göreceğiz.

İlk kitap sarı üstüne siyahtı. Bu kitap siyah üstüne sarı. Bakalım yeni kitapta bu ikisi kadar yakışıklı olabilecek mi?

Kitabı İzmir Fuarından aldım. Pazar günü, o salona sığmadığımız günde, Sultan beyle sizin yanınızda olabildiğince durmaya çalıştım. Muhtemelen diğer hayranlarınızın garip davranışları arasında kaynamışımdır. Çünkü yazar - okur ilişkisinde okurlar pek normal davranamıyor, sizi görünce heyecanlanıyor. Bence buna alışmalısınız, ününüz giderek artıyor. Daha nice normal insanlar yanınızda garip davranacak kim bilir.


Değişen Beynim'den


* Düşüncenin gücü hiç de hafife alınacak bir şey değildir. Zira zihinsel işleyişi bu derece kökten değiştirebilen düşünce, dünyayı da değiştirebilir.

* Ortalama 70 kg ağırlığındaki bir insanın beyni 1,4 kg ağırlıktadır ve160 gram yağ, 110 gram proteğin, 1 litre su, 15 gram şeker, 10 gram tuzdan oluşur.

* Beynin çalışmayan hiçbir kısmı yoktur; donanım olarak %100 çalışır fakat kapasite anlamında bizler onu pek kullanmıyoruz.

* Neredeyse bütün eğitimimiz sol beyin ağırlıklıdır. ...aslında büyük oranda bir sağ beyin faaliyeti olan edebiyatın sol beynin anlayabileceği kalıplara dönüştürüldüğü, Şair burada ne demek istemiş? konulu saçma sapan kompozisyonlarla başarının ölçüldüğü edebiyat ve dil dersleri karşımıza çıkar

daha da yazarsam olmaz, kitabı kendiniz keşfedin.


iletişim: emrekurtulan16@hotmail.com

Anahtar Kelimeler

değişen beynim kitabı
değişen beynim sinan canan
değişen beynim özet
değişen beynim yorum
sinan canan kitapları